• Makaleler

    yazar Yayınlanma tarihi 01-11-2015 12:25 AM
    1. Kategoriler:
    2. Duyurular,
    3. Haberler,
    4. Makaleler

    Teknoloji ve Tasarım Eğitimcileri Derneği Başkanı Can SERDAR'ın 3 Kasım 2014 tarihinde Ankara Hizmetiçi Eğitim Enstitüsü'nde düzenlenen "Eğitimde Yeni Yaklaşımlar" seminerinde yaptığı "Nasıl bir birey ve toplum?" başlıklı konuşması:
    http://www.vitaminogretmen.com/videolar/1298

    yazar Yayınlanma tarihi 04-16-2014 10:54 PM
    1. Kategoriler:
    2. Makaleler

    "...ve düştüğünde tanıyacaksın asıl yüzlerini. Maskeli balo ve sahte düşleri sen düştüğünde sona erecek... Yanında durup uzaklara göz kırpanları, uzak durup da her zerresiyle sana dua yollayanları; düştüğünde sen de hissedeceksin insanların kalbinden geçenleri..."

    Yapraklar çoktan kuruyup dökülmüştü O geldiğinde… Bahara hazır da olsa şehrin sokakları, hala ayazın izlerini görmek ve hissetmek mümkündü… Sahte mutlulukların, şehrin sokak ve caddelerini işgal ettiği dönemlerdi… Hangi köşeye baksan sahte gülüşler, nereye gitsen sahte yaşamlar… Şehirde sahte tebessümlerin hâkim olduğuna dair ciddi emarelerdi sonuçta bunlar ama O’nun aklında şehrin çocuklarından başka bir şey yoktu…

    Hayalleri vardı; çocuklara, eğitime, şehre ve vatana dair… Adım adım dedi ilerleyeceğiz, adım adım sorunları çözeceğiz… Nitelik dedi, performans dedi, liyakat, her daim çalışmak dedi… Aylarca bunları tek başına kalmak pahasına dile getirdi, nitekim yalnız kaldı, yalnız bıraktırıldı… Çocukları herkesten çok sevdi, onlar bizim önceliğimiz, geleceğimiz ve asli görevimiz dedi… Önce onları düşüneceğiz, onları hesaba katmadan yapılanları bir daha yapmayacağız dedi… Şehrin göbeğinde kurulu çiftliklerin ağaları isyan ettiler… Yıllar yılı beyinlere nakşettikleri ezber bozuluyordu, bir Yetim(!) dağdan gelip bağdakilere “yanlışsınız” diyordu… Ona buna peşkeş çekilen ihaleler, kurumlar, makamlar; her biri feryat ediyordu… Her taraf yangın yeri, her taraf veryansın, her taraf eyvah bağırtıları…

    Bir Yetim, hepsine inat sesini daha da yükselterek yoluna devam ediyordu… Tüm ağalara inat, eğitime yön vermeye başlıyordu… O’nun sesine kulak verenler ile birlikte yürümeye başlıyordu… Aylarca süren yalnızlığın ardına bir aile ortaya çıkıyordu… Bir gün bakmışsınız bilmem kaç kilometre uzaklıktaki bir dağ köyünde, dağ gelinciklerinin yanı başındalar… Bir gün bakmışsınız yıllar yılı göz ardı edilmiş, hor görülmüş kimsesizleri omuzlamışlar… Onlar birbirlerine inandıkça, onlara inananlar her geçen gün artıyordu…(Devamı 2. sayfada...)
    ...
    yazar Yayınlanma tarihi 11-24-2013 10:25 AM
    1. Kategoriler:
    2. Makaleler


    "So close no matter how far/Ne kadar uzak olsak ta çok yakınız, Couldn't be much more from the heart/Daha yürekten olamazdım, Forever trusting who we are/Daima kim olduğumuza güveniyorum, And nothing else matters/Ve başka hiçbir şey önemli değil"


    - En şık elbiselerini giymiş, davetli olduğu resepsiyonun verildiği mekana ulaşmıştı. Mekana girerken kırmızı bir halı ile karşılaştığında, "yanlış yere mi geldim acaba" diye içinden geçirmişti ki; uzun uzadıya serilmiş olan o kırmızı halının üzerinde yürürken buluverdi kendini. Karşısında sıraya dizilmiş giyimleri düzgün bir grup insan çarptı gözüne. "Sanırım görevliler karşılama için bekliyor" diye düşünürken, grubun en başında duran kişi "Değerli öğretmenim, hoşgeldiniz" dedi. Lacivert takım elbisesi ve yüzünde sıcacık bir tebessüm ile bir adam... Gözlerinde anlam veremediği bir parıltı ile usulca kendisine uzanan eli sıktı, "teşekkür ederim" demekle yetindi. Grubun içinde kendisine ikinci bir el daha üçüncü bir el daha, ve daha nicesi... Kırmızı halı ile başlayan yolculuk, kırmızı bir gül ve kendisine hediye edilen bir kalemin ardından salona giriş ile noktalanmıştı... Salonda yeni bir yolculuğun kendisini beklediğinden bir haber görevli öğretmenlerin ona yerini göstermeleri ile masasına geçti. Salonun her bir yanı öğretmen kokuyor, öğretmen doluyordu. Bir zamanlar kapısından geri çevrildiği kurumun tüm yöneticileri kendisini karşılıyor, hoşgeldiniz diyor, ve hatta masasında sohbet ediyordu. Masasında oturan emekli öğretmen birden anlatmaya başladı, 45 sene öğretmenlik yapmış ve sonrasında emekli olmuştu. "45 yıl boyunca bir kez bile bu kadar ilgi görmedim" dediğinde şaşırdı.

    Ne de olsa henüz 5 yıllık bir öğretmendi. Çevresine baktı, her yaştan her alandan öğretmen vardı. Yenisi, eskisi, emeklisi... Servis, yemekler, pastası, v.s. herşey mükemmeldi ancak o hala kırmızı halının sonunda kendisine uzanan ellerin ve "Değerli öğretmenim hoşgeldiniz" diyen sesin etkisindeydi. Birden salonda bulunan sinevizyonlarda bir video oynamaya başladı. Yaşadığı şehirde yapılan çalışmalardan bir kesitti sadece. İşte o videoda kendi yaptığı çalışmaları gördüğünde engel olamadı gözlerinde çiseleyen yağmura. Nasıl engel olabilirdi ki? Yıllardır bir köy okulunda, sessiz sedasız yapayalnız çalıştığını düşünüyordu. Oysa yalnız değildi, onun gibi niceleri vardı ve kendisine uzanan eller onların farkındaydı. Altı üstü bir yemek diye geldiği salonda, 1,5 saat boyunca kapıda 650 öğretmeni tek tek karşılayan adam İl Milli Eğitim Müdürü idi. Bundan 5 yıl önce ataması çıktığında kapısından içeri giremediği kurumun müdürü kendisini kapılarda karşılamış ve resepsiyona davet etmişti. Öyle ya daha 3 gün önce telefon gelmişti, il müdürümüzün size selamı var sizi resepsiyona davet ediyor diye. Gerçi köyde telefon ile konuşurken zaman zaman hatlar kesildiğinden çok da anlamlandıramamıştı. Şehrin Valisi de gelmişti ve yemek sonuna kadar onları yalnız bırakmamıştı. Kaymakamları, ilçe müdürleri, yöneticiler... Her masada ayrı ayrı oturuyorlar, öğretmenleri ile sohbet ediyorlardı. Bundan 5 yıl önce kapıdan geri çevrildiğinde hissettiği yalnızlık ve yok sayılma yerini adını koyamadığı bir duyguya bırakıyordu. Heyecan, azim, şevk adına ne dersek diyelim asla tam karşılığını literatürde bulamayacağımız bir duyguydu... Köyüne döndüğünde neler yapacağını düşünmeye çoktan başlamıştı, masasındaki yeni tanıştığı diğer öğretmen arkadaşları gibi... Ne kadar uzak olsalarda birbirlerinden, aslında ne denli yakın olduklarını fark ettiler o akşam, daha yürekten daha içten olamazlardı, kim olduklarına güvenen ve inanan yüzlerce öğretmen... Ve başka hiçbir şey önemli değildi... "Değerli öğretmenim, hoşgeldiniz..." samimi, sıcacık, arkadaşça, dostça, derinden, içimizden...

    yazar Yayınlanma tarihi 11-14-2013 09:31 PM
    1. Kategoriler:
    2. Makaleler


    Can SERDAR - Teknoloji ve Tasarım Eğitimcileri Derneği Başkanı

    Teknoloji ve Tasarım Öğretmeni, canserdar@tvted.org.tr, www.tvted.org.tr

    "Bir okul müdürünün toplantı sırasında, 'Yapılan başarılı çalışmalarda ödül verilmesinin öğretmenleri motive edeceğini' söylemesi üzerine Il Milli Eğitim Müdür Vekili 'Ödüle dayalı çalışma ancak Pavlov'un deneylerinde olur' diyerek öğretmenleri adeta bir köpekle kıyaslamak suretiyle aşağılamıştır."

    Geçtiğimiz aylarda haber sitelerinde okuduğum bir haberin içeriğinde yer alan ve beni ciddi şekilde düşündüren bir paragraf yukarıdaki satırlar. Kasım ayında ise başka bir haber metninde rastladım benzeri ifadelere. Belki ilk bakışta son derece normal bir haber olarak gelebilir. Ancak üzerine düşünüp sorguladığınızda eğitim camiamızın içine düştüğü derin karanlığı görebilirsiniz. Yalnız o karanlık aydınlık zannettiğiniz bir noktada olabilir muhtemelen... Bir okul müdürü öğretmenlerin motivasyonunu "ödül" ile sağlama önerisi getiriyor anladığımız kadarı ile. Hem de 2004 yılından tam 9 yıl sonra yani 2013 yılında. 2004 yılı ne alaka diye düşünenler de olabilir, alakası Milli Eğitim sistemimizde o yılın eğitim paradigmasını değiştiriyoruz diyerek dönüşüm çalışmalarını ilan ettiğimiz yıl olmasıdır. Paradigmayı değiştiriyoruz dememizden 9 yıl sonra öğretmenleri "ödül" ile motive edeceğini zanneden bir okul müdürü örneği...

    İl Milli Eğitim Müdürü öneriye cevaben "ödüle dayalı çalışma ancak Pavlov'un deneylerinde olur" demiş ki son derece de haklıdır kaynak olarak baktığınızda ödül ve cezaya dayalı sistemlerin referans noktalarında Pavlov'u ve onu benimseyenleri görmek şaşırtıcı değildir. Pavlov ne yapmıştır hatırlayalım;

    "Köpeğe ilk olarak birkaç kez zil çalınır. Fakat köpek tepki vermez. Sonradan et verilir, köpeğin salyaları akar. Sonra et ile birlikte zil çalınır. Daha sonra et verilmediği halde zil çalındığında köpeğin ağzının suyunun aktığı görülür. Şartlı ya da şartlandırılmış refleks denen olay da budur. Pavlov, bu davranışın, psikolojik etkinlikle özdeş olan yüksek düzeyde sinir etkinliğinin belirtilerinden biri olduğunu öne sürer ve psikoloji alanında geçerli tek yaklaşımın deneysel yöntem olduğunu vurgular."

    Pavlov'un deneylerinin insan ile, yönetim ile, eğitim ile, öğretmen ile ne alakası var peki? Ülkemize geçen yüzyılın ortalarında kakalanan "Davranışçı" kuramlar ve yönetim alanındaki "Klasik Örgüt" yaklaşımları ile Pavlov'un deneyleri çok alakaladır. Davranışçılar, öğrenmenin bir uyarıcı ile davranış arasındaki ilişki ile geliştiğini ve pekiştirme yoluyla davranış değiştirmenin gerçekleştiğini kabul eder. Öğrenme, canlının davranışında bir değişikliğin olmasıdır. Davranışçılara göre bir köpek ile insan aynı kurallar çerçevesinde öğrenir. Yani bir köpeği et ile ödüllendirerek çalıştırıyorsanız, bir insanı da onu heveslendirecek başka bir uyarıcı ile çalıştırabilirsiniz. Davranışçı bir eğitim sisteminde yetişmiş ve kendisini geliştirememiş bir okul müdürünün "ödül" adını verdiği "uyarıcı" ile öğretmenleri çalıştırabileceğini düşünmesi de Pavlov'un deneylerine kadar uzanan bir anlayışın ürünüdür. Klasik koşullanmaya uzanan bu anlayışlarda, öğretmeni motive etmek için ödül kullanıldığında ödül bir bağımlılık oluşturarak süreç içerisinde sırf o ödülü kazanmak için çalışmaya başlar. Kısa süreli olarak belki çalışma hedefine ulaşılabilir ancak uzun süreli olarak bakıldığında bağımlılık yarattığından kişinin iradesini yok sayacak düzeyde tepkiler gelişecektir. Sanayi devrimi sonrası gereken iş gücünün, verilen yönergeleri takip etmek olduğunu hatırlayarak Pavlov'un deneylerinin neden bu kadar önemsendiğini görebiliriz.

    Yönetim alanında "Klasik Örgüt" yaklaşımlarına baktığımızda Taylor, Weber ve Fayol'un teoremlerinin de Pavlov'un deneylerinden nasıl etkilendiğini görmek zor değil. Ödül ve ceza yaklaşımlarının klasik örgüt yaklaşımlarına etkisi üst düzeyde gerçekleşmiştir. Sanayi devriminin etkileri gereği işçilerin taşıması gereken özellikler incelendiğinde o zaman şartlarında buna hak verilebilir. Ancak 21. yüzyılda ödül ve ceza bağımlısı, özgüveni düşük, iradesi zayıf bireylerden oluşan toplumların varlıklarını sürdüremeyeceği de gün gibi ortadadır. O yüzdendir ki modern yönetim anlayışlarında ödül ve ceza yerine geri bildirim ön plana çıkmaktadır. Yönetim, artık bir emir-komuta zincirinden ibaret olmayıp tüm çalışanların yöneticilerle birlikte "paydaş-ortak" olma noktasına gelmiştir. Ortada ciddi bir "birlikte"lik kavramı vardır. Modern yönetim anlayışlarında, yöneticinin tek başına yönetişimi söz konusu değildir. Tüm çalışanlarla birlikte bir "yönetişim" vardır. Ve bu anlayış ile "ödül-ceza" değil "geri bildirim" olmazsa olmazımız olarak öne çıkmaktadır.

    Olayın özeti aslında çağların gereksinimlerinde gizlidir. Geçtiğimiz yüzyıl birey; kendisine verilen görevleri harfiyen yerine getiren, emir-komuta yönergelerine uyan, kendisinden beklenen davranışları doğru şekilde gerçekleştiren yapıda olmalıydı. Ancak bu yüzyıla geldiğimizde birey; düşünen, sorgulayan, özgüven sahibi, yargıda bulunan, öz değerlendirme yapabilen, girşimci, problem çözme becerisi yüksek bir yapıda olmalıdır. Öyle ise bu yüzyılın istediği bireyde motivasyonu Pavlov'dan miras kalan "ödül-ceza" ile mi yoksa "geri bildirim" ve temel yetkinlikler üzerine mi kuracağız? Ödül ve ceza sistemi ile kurulan motivasyonun sınırlı ve kısa süreli olduğu, insanlar ile hayvanların aynı şekilde öğrendiğini iddia eden bir anlayışın ürünü olduğunu gördükten sonra kendimizi ödül ile mi motive edeceğiz? Yoksa 21. yüzyılın gereği olarak temel yetkinliklerimizi güçlendirip, kendi gelişimimizi öz değerlendirme ve geri bildirimlerle sağlayarak ve motivasyonumuzun asıl kaynağı olan "başarma duygusu" ve "öğrenme"ye odaklayarak mı motive olacağız? Bu soruya cevabımız işte bir İl Milli Eğitim Müdürü'nün "ödül ve ceza" karşıtı olmasının, "Pavlov ve Müritleri"ne gösterdiği haklı tepkinin altında yatan yenilikçi düşüncedir.

    Tüm eğitim camiası öğrencilerin taşıması gereken özelliklerden, becerilerden, yetkinliklerden bahsediyor. Çok haklıyız, öğrencilerimiz 21. yüzyıl becerilerini ve temel yetkinliklerini taşımalı muhakkak. Soran, sorgulayan, analitik düşünen, sorun çözme kabiliyetleri gelişmiş, girişimci, yenilikçi, özgüveni yüksek, sorumluluk sahibi, v.s. bir toplum hedefliyoruz. Vizyon 2023 hedeflerimize böyle ulaşabiliriz diyoruz. Hepsinde son derece doğru söylüyoruz da; bu hedeflere Pavlov'dan miras geçmiş yüzyılın düşünce sistematiğine saplanıp kalmış 9 yıldır anlatılan değişimin tek bir kelimesini bile kavrayamamış, duyduklarını sorgulamaktan, kendilerini ifade etmekten aciz bir kadro ile nasıl ulaşacağız?

    Öğretmenlerine okul yönetiminde söz hakkı tanımadan "biz öyle uygun gördük" kafasını yaşayan okul yöneticilerinin halen, Pavlov'un deneylerinden etkilenerek yönetimde motivasyonu "ödül ve ceza" ile sağlamaya çalışan Taylor ve ekolünün peşinde oldukları bir ülkede geleceğimizi nasıl kurgulayacağız? Bir İl Milli Eğitim Müdürü'nün bu ikilemi göstermek adına verdiği örneği "öğretmenleri köpek yerine koydu" diyerek haber yapan eğitim(!) örgütlerinin olduğu bir camiada bu hedefler onlara rağmen nasıl gerçekleşecek? Sahi öğretmenleri çalıştırmak için motivasyonu "ödül" ile sağlamayı öneren ve bu düşünceyi savunarak her fırsatta gündeme taşıyanlar mı yoksa "bu dediğiniz yanlıştır, ödül ile çalışma sadece pavlov'un deneylerinde olur" diyen mi öğretmenleri köpek yerine koymaktadır? İnsanlar ve hayvanlar aynı kurallar çerçevesinde öğrenir diyenler ile motivasyon için ödül gereklidir diyenler aynı kişilerdir ve ne yazık ki neyi savunduklarının da farkında değiller...
    yazar Yayınlanma tarihi 08-07-2013 03:46 PM
    1. Kategoriler:
    2. Makaleler

    Sitemize gelen sorular ve cevapları...

    1. Acaba neden Alan Değişikliği ile bir çalışmanız yok gerçekten merak ediyorum. Keza Teknoloji ve Tasarım öğretmenleri Alan Değişikiliğiyle mağdur edilmişken. Artık ne il içi nede eş durumu boş yer bulana aşk olsun. Madem ki bizim, Derneğimiz olduğunuz iddiasındasınız. Bari bu konuda gruplaşalım ve hakkımızı yedirmeyelim. (TVTED isminden de anlaşılacağı üzere kurumsal olarak sendika değil bir sivil toplum kuruluşudur. 15000 civarı öğretmenin %80'inin alan değişikliği ile temin edildiği bir alanda bu tip bir çalışma günümüz şartlarında mümkün görünmemektedir. Nedir ki; YÖK tarafından 2013 yılında üniversitelere gönderilen Teknoloji ve Tasarım Öğretmenliği bölümü açılmasına dair yazı ile ilerleyen zamanlarda bu bölümler açılarak mezunlar verilirse önerinizi tekrar seve seve değerlendirebiliriz.)
    2. İyi çalışmalar, Şanlıurfa Merkezde Teknoloji ve tasarım öğrt. olarak görev yapmaktayım. Görevli bulunduğum okulda 2 norm olmasına rağmen 4+4+4 dolayı 6.sınıflardan dersimiz kaldırılınca norm fazlası duruma düştüm. Halbuki bulunduğum okulda 7. ve 8. sınıflar toplam 13 şube ve öğrenci sayıları sınıf başına yaklaşık 32 'dir. TTK göre sınıfların ikiye bölünüp normun ona göre hesap edilmesi gerekirken Şanlıurfa MEM bunu uygulamamaktadır. Derneğiniz Şanlıurfa MEM bu konu ile ilgili bir yazı gönderebilirmi? Diyarbakır MEM de bu yazınızın gittiğini biliyorum. Bilgi verirseniz sevinirim?(http://www.tvted.org.tr/159-teknoloj...ik-yazisi.html linkinde yayınladığımız yazı ile il milli eğitim müdürlüklerinize bizim adımıza başvuru yapabilir ve okullara bu emrin duyurulmasını sağlayabilirsiniz. Derneğimizin girişimi ile İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü gruplara bölmenin zorunlu olduğunu açıkça ifade etmiştir.)
    3. üyelik(http://www.tvted.org.tr/bolum/38-uye-basvuru.html linkinde üyelik ile ilgili olarak yapmanız gerekenler açıkça ifade edilmiştir.)
    4. siteye üye olmak için şifreyi nasıl alıyoruz yardımcı olurmusunuz.(Site üyeliklerini sadece dernek üyelerimize bizden talep etmeleri durumunda biz manuel olarak yapıyoruz. Eğer dernek üyemiz iseniz iletişim bilgilerimizden bize ulaşarak isteğinizi iletebilirsiniz.)
    5. ÜYE OLMAK İÇİN TEKNOLOJİ TASARIM ÖĞRETMENİ OLMAK YETERLİ OLMUYOR MU ACABA.(Dernek üyeliği için Teknoloji ve Tasarım Dersinin Felsefesine gönül vermiş olmanız yeterlidir. Herhangi bir meslek veya eğitim sınırlaması bulunmamaktadır. Dernek tüzüğümüzü incelemenizde fayda vardır: http://www.tvted.org.tr/bolum/7-tuzuk.html)
    6. Üye olup olmadığımı hatırlayamıyorum .Değilsem üye olmak istiyorum.teşekkürler(3-4-5. maddelerde açıklanmıştır.)
    7. teknoloji ve tasarim ogretmeniyim sitenize uye olmak istiyorum(3-4-5-6. maddelerde cevaplanmıştır.)
    8. ben yavru keklikler için kafes yaptım.(Tebrik eder başarılarınızın devamını dileriz. Keklikleri düz ovada kovalamadığınız içinde ayrıca bir alkış...)
    9. Merhaba. Bizim okuldaki işliği sınıfa çevirmişler.Dersi nasıl yürüteceğimizi sorduğumuzda ;Beden Eğitimi dersi olan sınıfta ,hava koşulları uygun olmadığında ise 2 öğretmen aynı sınıfta yapacaksınız.dediler.Ben bunun sağlıklı ve doğru olmadığını söyledim.Bu konuda ne yapılabilir?( İşlik dediğimiz mekanda sonuçta bir sınıftır, ve bu mekanın sizden alınıp başkalarının kullanımına verilmesi Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı Teknoloji ve Tasarım Öğretim Programı Uygulama Esaslarına aykırıdır. Bu esaslar kılavuz kitaplarınızın içerisinde yer almaktadır. Bunu ek olarak gösterip idarenize dilekçe ile başvurunuz. Okul idareniz okulda en az 1 mekanı "Teknoloji ve Tasarım İşliği" olarak temin etmek zorundadır. Becerimiyorsa idareciliği bırakmasında fayda olduğunu düşünüyoruz. )
    10. Sayın yetkililer okullarımızda girecek ders bulmıyoruz. Okulumuz ilkokula dönüştü bu yıl satece 8 saat teknoloji tasarım de4rsi var bu konularıda gündeme getirseniz ek ders hayal oldu saygılar. ( Dersimizin 5-6. sınıflara koyulması, aylık karşılığı girebileceğimiz seçmeli derslerin tanımlanması v.b. konularda sürekli olarak bakanlık ile yazışmalarımızı yapıyoruz. Okulunuz ilkokula dönüştüğü için ortaokula geçmeniz gerekiyor zaten. Ancak açık normu bulunan okul sayımız çok az. Mağduriyetiniz hepimizin mağduriyeti, umarım kısa zamanda çözebiliriz. )
    yazar Yayınlanma tarihi 08-05-2013 01:03 PM
    1. Kategoriler:
    2. Duyurular,
    3. Haberler,
    4. Makaleler
    http://www.tvted.org.tr/attachments/424-bimer1.jpg.html

    Memurların BİMER’E başvuruları hakkında, bu konuda yeteri kadar bilgili olmamasından dolayı memurlara amirleri ...
    Sayfa 1 - Toplam 3 123 SonSon

“Bir mıh, bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır, bir at, bir atlı kurtarır, bir atlı bir savaş kurtarır, bir savaş bir vatan kurtarır.”