RSS Feed Görüntüle

Osman KESKİN

EĞİTİNOVASYON...

Bu Girişi Değerlendir

“19. yüzyılın binalarında, 20. yüzyılın öğretmenleri ve müfredatıyla, 21. yüzyılın çocuklarını eğitiyoruz!”




Son yıllarda pek çok sektörün gündeminde inovasyon var. Sonunda eğitim dünyası da inovasyon hakkında konuşmaya başladı. İnovasyonun daha çok üretim yapan şirketlere uygun bir yöntem olarak algılanması, konunun eğitim alanında tartışılmasını geciktirdi. Peki nedir bu inovasyon?

İnovasyonun tanımı konusunda, uluslararası düzeyde kabul gören kaynakların başında OECD ile Eurostat’ın birlikte yayınladığı Oslo Kılavuzu geliyor. Kılavuzun halen yürürlükte olan 2005 sürümünde, inovasyon şu şekilde tanımlanıyor: “İnovasyon yeni veya önemli ölçüde değiştirilmiş ürün (mal ya da hizmet) veya sürecin; yeni bir pazarlama yönteminin ya da iş uygulamalarında, işyeri organizasyonunda veya dış ilişkilerde yeni bir organizasyonel yöntemin uygulanmasıdır.”

Ülkemizdeki eğitim sisteminin son 50 yılda önemli bir ilerleme kaydettiğine inanmıyorum. Bu yıllar boyunca konuşulan her zaman reform, gelişme ve yaratıcılık artırma gibi kavramlar oldu. Fakat sonuç ise uluslararası karşılaştırmalar içinde en alt sıralarda yer alma ve toplumun her kesiminde bir reform yorgunluğu oldu. Bir öğretmen çocuğu olarak, neredeyse 40 yıldır okulun içindeyim ve şunu biliyorum ki eğitim sistemimizin artık daha güçlü bir değişim söylemine ve iradesine ihtiyacı var. Yani gelişimsel inovasyon bizim için yeterli değil. Daha büyük, daha yıkıcı bir yaklaşıma, dönüşümsel inovasyona ihtiyacımız var.

Toplumsal dönüşümü tetikleyen faktörlerden olan iç ve dış göç, eğitim sistemlerini değişime zorluyor. Birleşmiş Milletler’e göre, yalnızca 2010 yılında yaklaşık 250 milyon insan ülkelerarası göç etmiş. Bu göçün en önemli sonuçlarından biri, 2010 yılı itibarıyla dünya nüfusunun yarıdan fazlasının kentlerde yaşar hale gelmesi. Bu durumu ülkemizde de görüyoruz. Son 30 yılda üşkemizdeki köy-kent nüfus dengesi, tam tersine dönmüş durumda. Bu sebeple, tarıma dayalı işler yok oluyor, kentli nüfus için yeni iş olanaklarının oluşturulması ihtiyacını her geçen gün artıyor. Kente yerleşen aileler, eğitimi, çocuklarının iyi bir geleceğe sahip olmasının en önemli şartı olarak görüyor. Bu da toplumun geniş kesimlerinin eğitim sisteminden beklentilerini yükseltiyor, hatta bir odak noktası haline getiriyor.

Toplumu 21. yüzyılda hızla dönüştüren önemli bir faktör de dijital teknolojinin inanılmaz bir hızla gelişmesi. Özellikle internetin 90’ların başında genel kullanıma açılması ve 2000’lerin ilk yıllarından itibaren baş döndürücü bir hızla gelişmesi, tüm dünyanın anlık ve hızlı bir iletişim içinde olmasını sağladı. Bu sayede bilim ve teknoloji, paralel olarak da üretim sektörü hızla değişmeye devam etti. Son 10 yılda pek çok sektörde inovatif yaklaşımlar hayatımızı hızla değiştirmeye başladı. Öte yandan bu durum, kentlileşen ve yeni işkollarına ihtiyaç duyan toplumlarda, tersine bir dönüşüme yani insana dayalı işlerin hızla yok olmasına yol açtı. Ben bu yüzyılı hızlı değişim çağı olarak tanımlıyorum. Bu dönemin karakteristik özelliği her şeyin büyük bir hızla eskimesi ve yenilenmesi. Doğal olarak bu durumun yansıması toplum yaşamına ve tabii eğitim sistemine oluyor.

Kısacası kentlileşen toplum, tarıma dayalı işlerden hızla uzaklaşırken, daha iyi eğitimle kentte yeni iş alanları aramaya başladı. Fakat bilim ve teknolojide inovatif gelişmeler de hızla mevcut bilinen işlerin insan bağımlılığını yok ediyor. Bizim gibi genç nüfusu yüksek ülkelerde ise gençler için hızla artan yeni iş alanları ihtiyacı da söz konusu.

Bu yüzyılı tanımlayan en önemli beceri, hızla değişen dünyaya ve yeni koşullara uyum becerisi.


yazının devanı için.:
EĞİTİNOVASYON... -
Etiketler: Hiçbiri Etiket Ekle / Düzenle
Kategoriler
Kategorisiz

Yorum

“Bir mıh, bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır, bir at, bir atlı kurtarır, bir atlı bir savaş kurtarır, bir savaş bir vatan kurtarır.”