RSS Feed Görüntüle

CAN SERDAR

TÜBİTAK’ı da suçlar mıyız?

Bu Girişi Değerlendir
Kasıtlı olarak 6 yıldır Teknoloji ve Tasarım Dersi Programını yerden yere vuran zihniyet şimdi ne yapacak?
Dün 24. sü gerçekleştirilen “Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu” kararlarını BURADA yayınlamıştık. Bu kararların alındığı kurul toplantısının detaylarında ise yol haritasının ne olacağı, nedenleri gibi durumlar anlatıldı. İsterseniz sıra ile dikkatimi çeken ayrıntılara birer birer göz atalım.

1. Teknoloji ve Tasarım Dersi Programının 2006′dan bu yana söylediği şeyi şimdi TÜBİTAK söylüyor, özetle; “Bilgi Çağı Liderlerinin ortak özellikleri olarak bilimsel kariyerlerinin olmayışı, üniversite mezunu dahi olmamaları bunlara karşın yenilikçi, özgüvenleri yüksek, fikirlerini uygulayabilme yetisi yüksek kişiler oldukları” ifade ediliyor. Bizim yazılarımızda kullandığımız “yaşam becerileri” olarak ifade ettiğimiz kavram TÜBİTAK tarafından “Temel Yetkinlikler” olarak kullanılıyor. TÜBİTAK’a da çamur atmak isteyen var mı? Gerçi yoktur onlar bastırdığınız ders kitaplarını elinizde patlatmadı değil mi?

2. TÜBİTAK kazandırılması gereken Temel Yetkinlikler’i; “Yazılı ve sözel iletişim, Yenilikçilik, Analitik Düşünme, Karar verme, Yeni teknolojilerden faydalanma, işbirliği, özgüven” olarak tanımlıyor. 2006 yılında yayınlanan Teknoloji ve Tasarım Programı bundan farklı bir şey mi diyor? ya da farklı bir şey mi amaçlıyor? Gerek programda gerekse yazılarımızda bahsettiğimiz “iletişim becerileri, inovasyon, problem çözme, bilginin dönüştürülmesi, bilgiye ulaşma, doğru bilgiyi ayırt etme, tasarım, işbirliğine dayalı öğrenme, özgüven, kendini ifade etme” bilmem bunların aynı şeylerin farklı söylemleri olduğunu gördünüz mü?

3. Geldik zurnanın zırt diyeceği bölümlere… TÜBİTAK “Eğitim Felsefesi” noktasında mevcut durum ile olması gerekeni anlatıyor. Mevcut durumda “bigi yüklenip, temel yetkinlikler ve temel değerleri üzerine kurulması” esas alınırken, olması gereken eğitim felsefesinde “temel değerleri ve temel yetkinlikleri(becerileri, yaşam becerileri) yapılandırıp bunların sonunda bilgiye ulaşılması” söz konusu… Yani Constructivizm yani Yapılandırmacılık… Bununla nerede tanıştı Türkiye? Yine 2006, yine Teknoloji ve Tasarım Dersi Programı… Ne yaptık? Bilgi yüklemedik, bilgiye nasıl ulaşılacağını fark ettirdik… Bunu benimsemeyen ne dedi? İçerik yok! Ona da geleceğiz…

4. TÜBİTAK bu temel yetkinlikler(yaşam becerileri) ve Temel Değerleri kazandırmak için ne öneriyor? “kendi kendine öğrenme” ve “birlikte öğrenme”! Teknoloji ve Tasarım Programı açın etkinlikleri o etkinliklerde çocuklar ne yapıyor? Düzen-Kurgu-Yapım kuşakları etkinliklerinde hem grup işbirlliği yani birlikte öğrenme var hem de kendi kendine öğrenme var. Grup çalışmasında 6. sınıf yapım kuşağı değiştirilebilir etkinlik(bulunan eşyaları sahiplerine ulaştıralım etkinliği örnek malum, burada fark ettirilen eşyaların kaybolması sorunu yerine başka bir sorunu fark ettirip süreci bu şekilde değiştirebiliyoruz) örneğin, ne yapıyoruz bir sorunu fark ettirip onun çözümüne yönelik tasarım sürecini yaşatıyoruz, çocuklar bu fark ettikleri sorunda yaptıkları araştırmalarda, sunumlarda, tartışmalarda o sorun ve onun çözümüne yönelik alan ve teknoloji ile ilgili ne yapıyorlar? “Kendi kendine öğrenme”yi yaşamış oluyorlar “birlikte öğrenme”nin yanında…

5. TÜBİTAK, eğitim müfredatının güncellenmesi sırasında neleri yapacağını neleri hedeflediğini anlatıyor. Yenilenmiş öğretim programları ile diyor, “yenilikçi, özgüvene sahip, analitik düşünen ve sorgulayan bireyler” hedefliyoruz. Teknoloji ve Tasarım Programının Vizyonunu anlatıyor gibi geldi bana, ya size?
Zurna zırt diyor şimdi: “Daha az içerikle daha çok kazanımlı bir öğretim” Aaaaa “içerik yok”… Kendi dersini “içerik yok” diye eleştiren kardeşlerim hadi biz anlamıyor idik sizin kafanızda, TÜBİTAK ne diyor hiç merak ediyor musunuz? İçinizden bunları araştırmak geliyor mu? Bir program ne kadar esnek olursa o kadar az içerik gerektirir, çünkü o sahip olduğu esneklik, içeriğinin sınırsızlığına giden yoldur. En önemli sınır, her ne kadar öğrenci merkezli de hazırlasanız öğretmenin sınırlarıdır bu tip programlarda maalesef.

Şimdi acaba TÜBİTAK’ı da suçlar mıyız? Suçlayabiliriz, eleştirebiliriz hepsini tartışabiliriz… Samimi olan hiçbir arkadaşıma meslektaşıma en ufak bir lafım yok. Özellikle bizim öğretmen camiası dışından 2006 Yılından bu yana Teknoloji ve Tasarım Dersi Programını hazırlayan ve bunda emeği olan insanlara 6 yıldır aralıksız şekilde kasıtlı ve bilinçli olarak gerek kişiliklerine gerekse geçmişlerine ve emeklerine, hepsinden önemlisi Türkiye’nin ilk ve tek %100 kendi öğretim programı olan Teknoloji ve Tasarım Dersi Programı’na organize saldırıda bulunanlara lafım. “bilime ihanet”, “cahil cühela”, v.b. diye TÜBİTAK’a saldıracak mısınız? Gerçi yapmazsınız, “bastırmış olduğunuz ders kitaplarının Teknoloji ve Tasarım Dersi’nde öğrencilere satılması”nı TÜBİTAK yasaklamadı değil mi? Gerçi yapmazsınız, İş Eğitimi için okullara sattığınız temrinlik malzeme, hazır proje setleri gibi kar amaçlı ticari kazanç kapıları TÜBİTAK tarafından engellenmedi…
*
Bizler, TÜBİTAK ve TTKB’nin bu çalışmalarının yanında olacağız, her fırsatta görüşlerimizi, fikirlerimizi iletmeye devam edeceğiz. Atılan bir adımdır ve olumludur. Ancak bu adımın doğru yönde olup olmayacağı yine bizlerin yani öğretmenlerin elindedir. 2012-2013 Eğitim-Öğretim yılı bir çok şeye gebedir, kaybedilen haklarımız ve ders saatimizi almak da dahil eğitim sisteminin nasıl şekilleneceği bu yıl ki verilere göre belirlenecektir. 17 Eylül’e şimdiden hazırlanmalıyız…

Yorum

“Bir mıh, bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır, bir at, bir atlı kurtarır, bir atlı bir savaş kurtarır, bir savaş bir vatan kurtarır.”